Çocuklarda öfke kontrolü nasıl sağlanmalı?

Geçtiğimiz aylarda “Kahve Kokulu Defter” adlı ilk kitabını da okuyucuyla buluşturan Uzman Psikolog Arzu Yıldırım, akılda tutulması gereken üç noktayı şöyle sıraladı:

1- Çocuğunuzla aranızdaki anlık iletişim daha gerginleşmeden önce önlem almalısınız yani onun ve dolayısıyla sizin öfkeniz başınıza vurmadan önce havayı koklamalı, sizinle bağırarak veya ağlayarak konuşmaya başladıklarında onlara isterlerse öfkelenebileceklerini ama bunu odalarında yapmalarını, bu koşullarda dinleyemeyeceğinizi belirtmelisiniz. Önleyici konuşmalar da işe yarar. Aile atmosferi içinde fırtına ve gerginlikler de dahil her türlü duygu yaşanır. Ebeveynin fırtınalar kopmadan önce sessizliği iyi değerlendirmesi, olabilecekleri ön görüp gerilimi azaltacak önlemleri alması gerekir. Örneğin küçüldüğü için ayakkabı alınan kardeşini kıskanan çocuğunuzun öfke krizi geçirmesine engel olmanız, öncesinde mesai harcamanız ve açıklama yapmanızla mümkün olabilir.  Evde huzur, fırtınalardan önce gerilimi azaltan yöntemler üzerinde düzenli olarak konuşmayı gerektirir.  

2- Çocuğunuz davranışının insanları incittiğini, rahatsızlık verdiğini öğrenmelidir. Bu ise ancak onu suçlayıp yargılamadan, ben diliyle bir dil kullandığımızda mümkün olabilir. “Markete gittiğimizde istediğin şeyi almadığımda tutturup bağırman ve insanları rahatsız etmen beni çok üzüyor.” Çocukların çoğu zaman bunların farkında olduklarını düşünür ve yanılırız: Çocuklar, ancak sınırları kabul ederek ve zamanı geldiğinde uygun şekillerde aşarak gelişebilirler. Onlara sınır koyan ve nasıl uyulması gerektiğini gösteren kişiler ebeveynleridir. Öfkeyi kriz şeklinde ifade etmek, her şeyden önce bir “sınır ihlali” sorunudur ve ebeveynlerin öncelikle sınırları doğru belirleyip uygulayabildiklerinden emin olmaları gerekir. Yani sizin ve çocuğunuzun öfkesi başınıza vurmadan çok öncesinde, ona davranışlarınız ve belirlediğiniz kurallarla neleri kabul etmeyeceğinizi anlatmış olmalısınız.

3- Davranışını kendisi düzeltemiyorsa yani öfkesini uygunsuz bir yolla ifade ediyorsa –ilk başlarda bunu yapamayabilir- bunun çocuğa bir şeye mâl olması gerekir. İlişkisel bir bedel faydalı olabilir. Bir başka deyişle, bir kişiyi incittikleri ya da saygısızca davrandıkları için, bunun bedeli o kişiyle vakit geçirmeyi bir süreliğine yitirmesi olabilir. “Kötü davranmak”, “kötü davrandığınızda tek başınıza kalmanız” anlamına gelir. “İyi davranmak” ise “sizi dinleyecek birisinin olması” demektir. Ebeveyn olarak öfkeyi dinleyin ama kötü davranışı dinlemeyin. Aynı ilkeler, sizin dışınızdaki kişiler için de geçerlidir. Genel olarak mümkün olduğunca çocukların birbirleriyle ya da diğer yetişkinlerle olan sürtüşmelerine katılmayın. Çocukların bu anlaşmazlıkları nasıl tek başlarına çözeceklerini anlamaları gerekir. Elbette bu, ebeveyn olarak sınırlar ve sorun çözme yöntemleriyle ilgili çocuğunuza yetkin bir ebeveynlik yapıyor olmanızla mümkündür.

Çocuklar öfkeyle tepki gösterdiğinde “hayır” yanıtını kolaylıkla kabul etmezler ve stres konusunda bir şey yapmak yerine, buna tepki gösterirler. Çocuğun “öfkeyle kalkıp zararla oturmaması için” göz önünde bulundurulması gereken en önemli nokta, genellikle, bir sorun ile çocuğun eylemi arasında geçen sürenin çok kısa olduğunun ve çocuğun seçtiği eylemin de çoğunlukla sorunu çözmeye yönelik olmadığı gerçeğinin farkında olmaktır. Onların, “öfkemi ifade etmek için saygılı, incitmeyen sözleri bulayım; bir düşüneyim, olgun davranayım” deme vakitleri yoktur. Duyguları ve tepkileri arasındaki sürecin iyi işlemesi, ebeveynlerin onlara bunu nasıl öğrettiklerine de bağlıdır.

Tepkisel öfke ve saldırganlık

Uzman psikolog Arzu Yıldırım, çocukların tepkisel olan öfke ve saldırganlık davranışlarını ise “Öfke krizleri geçirir”, “Zıtlaşır”, “Sızlanır”, “Dürtüsellik gösterir”, “Kavga eder ve şiddet gösterir”, başlıklarında topladı.

Öfke krizleri geçirir: Gülümseyen ve mutlu görünen bir çocuk, örneğin siz onun bir oyuncağı almasına hayır dediğinizde bağırıp çağıran bir çılgına dönüşür. Diğer müşteriler size bakakalır ve mahcup olmamak için hemen oyuncağı satın alırsınız.

Zıtlaşır: Çocuk her dediğinize ya da istediğinize karşı gelir. Odasını temizleme, eşyalarını toparlama, ev ödevleri yapma ya da eve girme ricalarınızı yerine getirmez.

Sızlanır: Sınırla ya da bir başka kısıtlamayla karşılaşan çocuk, derhal sızlanır gibi şikâyet etmeye başlar. Onunla anlaşmak mümkün olmaz ve saatlerce bunu yapmaya devam edebilir.

Dürtüsellik gösterir: İstediği bir şeyi elde edemeyen çocuk kaçar, sizi inciten şeyler söyler ya da hemen başka bir şekilde tepki verir, kendini yere atar.

Kavga eder ve şiddet gösterir: Çocuğun öfkeli tepkileri fiziksel boyutlar kazanır. Okulda kavgalara karışmak için kolaylıkla kışkırtılabilir, evde bir şeyler fırlatır. Kızdığında, küçük kardeşini rahatsız edebilir.

Sınırları belirlemek

Uzman Psikolog Arzu Yıldırım’ın verdiği bilgilere göre, eğer bunlar size tanıdık geliyorsa önce bakış açınızı netleştirmeniz ve çocuğun dünyasından olaylara bakmanız gerekecek. Empatinin ilk koşulu da bu değil midir zaten? Çocuklarda tepkiselliği tanımlayan birinci unsur, çocukların yanıtlarının eylemleri değil tepkileri olduğudur; yani davranışlarını belirleyen şey, onların inandığı değerler ya da düşünceleri değil; dışarıdan gelen bir etkidir. Tepki veren çocuklar, sürekli olarak örneğin, bir ebeveynin otoritesine, doyumu geciktirmek zorunda kalmaya (çikolata için beklemek) ya da diledikleri gibi performans sergileyememeye karşı (biraz daha bilgisayarda oyun oynamak) bir itiraz halindedirler. Yani çocukların dünyasından olaylara baktığımızda onların sorunları çözmek, ihtiyaçlarını karşılamak ya da başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya yardım etmek için herhangi bir girişimde bulunmadıklarını; daha ziyade, etraflarındaki diğer motive edici güçlere bağlı kaldıklarını bilmemiz gerekir.

İkinci unsur, çocukların tepkileri zıtlaşmadır; yani, bir şeye karşı çıkarlar. İstedikleri ya da değer verdikleri bir şeye değil, sevmedikleri şeye karşı bir duruş sergilerler. Çocukların tepkisel sınırları, bir ebeveynin bir restoranda yaptığı her bir yiyecek önerisine hayır diyen bir çocuk gibi sürekli bir itiraz halindedir. Çocuklar karşı çıkma özgürlüklerini, sizi sinirlendirmek için bir araç olarak kullanırlar. Zıtlaşma durumu, ebeveynin çocuğu kontrol etme isteğini kösteklemekte iş görür. Çocuğun dünyasında “hayır” demek, özgürlüklerinin sınırlarını anlama yoludur ve elbette bu özgürlük, ebeveyninin çizdiği sınırla yani “hayırlarla” belirlenir. “Hayır” demenin “hayırlı” olduğunu ve dolayısıyla “hayırlara vesile olabileceğini” bilmemiz gerekir. Şiddet ve aşırı öfke olmadan sınırlandırmalara başvurulmalıdır. Sınırlar keyfe keder bir tutumla belirlenip keyfi, tutarsız uygulanırsa emekler heder olur;  sınırlar, çocuğu eğitir ve karakterini inşa eder. Eğer sınır koymakta zorlanıyorsanız bu konuda kendinizi geliştirmeniz gerekir. “Karakterimiz hayatımızdır ve hayatta en çok önem verdiğimiz çocuklarımızın, büyüdüklerinde -karaktersiz- olarak değerlendirilmelerine yol açacak davranışlar sergilemelerini hiç istemeyiz.”

Üçüncü unsur da çocuğun tepkisel sınırlarını tetikleyen şeyin onun değerleri olmadığıdır. Çocuklar doğaları gereği, ne yapacaklarını çok iyi düşünmezler. Çocuğun eylemleri, soyut kavramları anlayabilecek yüksek zihinsel işlevler düzeyinde değildir ya da değerleri kavrayacak unsurlara dayanmaz. O nedenle çocuğa uzun uzun nutuk çekmenin, öğüt vermenin pek anlamı yoktur. Çocuğun dünyasından baktığımızda ebeveyn olarak görmemiz gereken temel nokta, öfke ve saldırganlık tepkilerini uygun ve doğru eylemlere dönüştürebilmelerini sağlayabilmek için çocuklara yerinde ve yeterince göstereceğimiz duygusal rehberlikle onları etkilemektir. Çocuğa, öfkeyle kalkıp zararla oturmaması için, azar çekmek yerine, içinde bulunduğu gelişim dönemine göre azar azar tepkilerini yönlendirerek rehberlik etmek ve olumsuz tepkilerini uygun eylemlere dönüştürebilmek, ebeveynliğin azımsanmayacak derecede önemli görevlerinden…

“Erkek çocuklarını duygusal açıdan eksik yetiştiriyor ve öfkelerini kabul edilebilir sınırlarda ifade etmelerine engel oluyor olabilir miyiz?” diye soran Uzman Psikolog Arzu Yıldırım, “Erkek çocuklar, ebeveynler tarafından duygularını dışa vurmamaları gerektiği yönünde telkin edilirken ortaya bir ikilem de çıkar” diyerek şöyle devam ediyor: “Erkek çocukların öfke duygusunu dışa vurması genellikle toplum tarafından kabul görür. Böylece çocuk kendini anlatırken dışa vurabileceği tek duygu olan öfkeyi sıkça kullanır hale gelir. İlerleyen yaşlarda öfke duygusu gittikçe daha da güçlenirken empati yeteneği zayıflar. Aslan oğullarımızın aslan gibi kükreyip ormanlar kralı olmalarını olağan kabul edip desteklersek gelecekteki krallıklarında kraliçesiz ve tebaaları olmadan yaşamalarına neden olabiliriz. “

Vicdanınızın sesini dinleyerek şu soruya cevap verin: “Günümüzde çocukların şiddet içeren davranışlarda bulunduklarını daha fazla görüyor olabilir miyiz? Daha da kötüsü, çocuklar bu davranışları uygularken ya da sonrasında pişmanlık veya vicdan azabını yeterince hissetmiyor ve davranışlarında herhangi bir yanlışlık yokmuş gibi soğukkanlı ve rahat bir tutum içerisine giriyor olabilirler mi? Öfke krizleri ve saldırgan davranışlar üzerine düşünürken bir “vicdan krizi” içinde yaşayıp yaşamadığımızı da sorgulamamız gerekir. Uzmanlar vicdanın iki temel unsuru içinde barındıran bir olgu olduğunu söylerler: gerçeğe dayalı ahlaki düşünce sistemi ve davranışların sonucunu değerlendirebilme. Çocuklarımızı yetiştirirken bu iki kavramı iyi algılamalarını ve içselleştirmelerini sağlamamız elzem. Özellikle “davranışların sonucunu değerlendirebilme” özelliği, davranışa dönüşmüş öfke ve saldırgan tepkileri yönetebilme açısından konumuzla yakından ilişkili. Ebeveynin sevgi gösterme, denetleme, kural koyma, cesaretlendirme ve örnek olma gibi farklı yollar denemesi, vicdani gelişimi şekillendiriyor.

Çocukların tüm bu desteklerden ve rehberlik edebilen bir aileden yoksun olduklarında kaçınılmaz olarak öfkeli, saldırgan davranışlar gösterebildiklerine dikkat çeken Uzman Psikolog Arzu Yıldırım’a göre sorun ebeveynin fiziksel olarak varlığından ziyade, davranışlarıyla çocuğun hayatında nasıl var olduğu… Ebeveyn sevgi gösterme, denetleme, kural koyma, cesaretlendirme ve örnek olma vb. davranışlarıyla çocuğun vicdani varoluşunu şekillendiremiyorsa, şiddet sıklıkla görülebilen bir davranış biçimi haline gelebilir. Araştırmalar çocukların özellikle yaşıtlarına uyguladıkları şiddetin günümüzde arttığını vurgulamaktalar. Daha acı olanı ise, yaşıtlarına şiddet uygulayan çocukların davranışlarından dolayı üzüntü veya utanç duymamasıdır.

Vicdan nedir? Vicdan, insanın doğru ile yanlışı birbirinden ayırmasını sağlayan bir iç sestir. Vicdan, empati ve kişisel kontrol bir insanı karar alma aşamasında doğru yönlendiren üç unsur olduğunu hatırlatan Uzman Psikolog Arzu Yıldırım Öfke yönetimi ve saldırgan tepkileri yönetmekte de bu üçlünün işbaşında olduğunu söyledi.

Kişisel kontrol: Ebeveynin önce kendi davranışlarını kontrol etmesi ve çocuğuyla sakin konuşabilmesi gerekir. Aksi halde çocuklara öfkeli olmaktan başka bir davranış modeli öğretemezler. “Sana kaç kere arkadaşına vurmaman gerektiğini söyledim” diyerek bağıran bir anne çocuğuna ne öğretmiş olur? Ebeveynler öfke ve streslerini dizginleyebildikleri, soğukkanlılıklarını koruyabildikleri ölçüde iyi birer örnek olurlar. Burada söz konusu olan yalnızca duygusal boyutta değil, davranışsal boyutta kontrolü sağlamaktır. Alışveriş sırasında harcamaları kontrol altında tutmak, araba kullanırken hız limitini aşmamak, herhangi bir etkinliğe, örneğin televizyon izlemeye aşırı yoğunlaşmamak gibi. Aile içerisinde herkesin uyacağı kurallar koymak kişisel kontrol gelişimini destekleyebilir. Örneğin, bir baba herhangi bir konuşma sırasında kontrolünü kaybedeceğini, sinirleneceğini ve bağıracağını hissederse biraz yatışmak için bekleyebilir. Klişe gibi gelebilir ama içinden ona kadar saymak veya sessizce ortamdan kısa bir süreliğine uzaklaşmak gerçekten işe yarar. “Önce dur – Biraz düşün – Sonra hareket et” gibi kişisel kontrolün önemini belirten sözler etkili olabilir. Kontrolünüzü yitirseniz bile çocuğunuzla bunun hakkında konuşabilmeli, onunla birlikte davranışınızı yaşına uygun bir şekilde analiz edebilmelisiniz. Böylece çocuk, kendi davranışlarını değerlendirmeyi de öğrenebilir. Kişisel kontrolü başarıyla uyguladıklarını gördüğünüz zamanlarda maddi formdaki ödüller yerine övgü, onaylanma ve beğenme belirten sözel temellere dayanan ödüllendirmeleri uygulamak da iyi bir motivasyon kaynağı olabilir. Kişisel kontrol, öfke ve saldırgan tepkileri kontrol etmede hem çocuğa hem de ebeveyne sağlam bir başlangıç zemini sağlar. Bizim ve çocuğumuzun ayağı yere sağlam basmazsa, istediğimiz koşullar sağlanmadığında bir sıçrama tahtasındaymışız gibi hareket edebilir ve öfkemizin başımıza sıçradığını pekâlâ görebiliriz.

Ebeveynlerin çocuklarının özellikle öfkeli zamanlarında kişisel kontrolü başarabilmeleri için yol gösterici ve öğretici olmaları gerekir. Çocuklar, aslında kendilerini tam olarak nasıl ifade edeceklerini bilemediklerinden zor zamanlarında öfke dolu davranışlar gösterirler. Onların, bileceklerini düşündüğümüz pek çok şeyi aslında bilmediklerini ve öğretmemize muhtaç olduklarını hatırlamalıyız. Öfkeyi uygun yollarla ifade edebilmesi için çocukların öfke dışındaki duygularını da tanılayabilmesi ve dışa vurabilmesi gerekir. Bunun içinse öncelikle duygusal durumlarını ifade edebilen kelime dağarcıklarının geliştirilmesine yardımcı olmak gerekir. Ebeveynlerin zor zamanlarda çocuklarıyla konuşmaları ve aslında hangi duygu durumunda olduklarını anlamaları gerekmektedir. Öfke çoğu kez bir sonuçtur ve altında çocuğun ayrıştırabilmesi ve adlandırması gereken korku, kıskançlık, üzüntü gibi duygular yer alır. Duygularını tanıyıp anlayabilmek, bir ebeveynin çocuğuna öğreteceği ve hayat boyu işine yarayacak temel becerilerdendir. Ebeveynler çocuklarına duygusal durumların fiziksel olarak ne tür tepkilere yol açtığını da öğretmelidir. Örneğin, öfkeli olduğu zamanda sesin daha yüksek çıktığını, soluk alıp verişinin arttığını, dudakların kuruduğunu anlatmak, çocuğun içinde bulunduğu duygu durumunu fiziksel sinyallere de bakarak adlandırmasına yardımcı olacaktır. Öte yandan öfkeli zamanlarda kontrolü elde etmek için insanın içsel konuşma yapması ve durumu değerlendirmesi de işe yarar. Bu nedenle çocuğa bu içsel konuşmayı anlatmak ve önermek mümkündür. Nefes alıp verme tekniği ise öfke ile baş edebilmek için bir diğer yoldur.

Öfkeyi, ebeveynin biraz rahatlamasını sağlayacak, çocukta gelişimsel bir anlayışa yol açacak ve her iki tarafın da zarar görmeyeceği bir şekilde ifade edilebilmesi için özellikle çocuklara arkadaşlarının ve başka bireylerin yanında bağırmamak gerekir. Bu onların daha yaramaz olmalarına, bizim de daha fazla öfkelenmemize neden olur. Güç gösterisi, intikam alma duyguları söz konusuysa tartışmayı sürdürmemek önemlidir.

Öfkeli çocuğa nasıl karşılık verebiliriz?

Örneğin birinci senaryoda; annesi “ağlamanı gerektirecek bir sebep yok. Susana kadar, onu tamir etmeyeceğim” der. Çocuk ağlamaya devam eder, annesi de oyuncağı alır. İkinci senaryoda; “araban bozulduğu için ağlıyorsun. Hadi tamir edelim” der ve oyuncağı eline alıp tamir etmeye başlar. Bunu gören çocuk ağlamayı bırakıp annesiyle beraber tamire çalışır. İlk örnekte anne çocuğu azarlar, tehdit eder, suçlar ve cezalandırır; ikinci örnekte anne problemi belirleyip çözüm odaklı düşünür, çocuğu anlar ve sürece dahil eder.

Öfke nöbetini nasıl engelleyebiliriz?

“Çocuk oynarken oyun parkı kurar ve yağmur yüzünden parktaki eşyaların ıslanacağını söyleyerek annesine ne yapmalıyım diye sorar. Annesi kızgın bir sesle, “Ne yağmuru be kızım! Saçmalıyorsun!” der ve çocuk huysuzlanır. Eğer anne, “Oyuncakların ıslanacak mı şimdi? Yazık!” deseydi öfke krizi önlenebilirdi. Anne, “gel oyun parkını başka bir yere taşıyalım” da diyebilirdi. Arzu Yıldırım ilk kuralın empatiyle çocuğu anlamak olduğunu, çünkü empatinin psikolojik olarak zorlandığımız durumlarda hemen hemen her gerginliğin gevşetilmesine veya her aşırı rahatlığın biraz sıkılaştırılmasında işimize yarayacak bir İngiliz anahtarı gibi olduğunu ve öfkeyle başa çıkmada mucizeler yarattığını vurguladı.

Ebeveynlerin çocuklarına öfkeyle baş çıkmayı öğretebilmeleri ve onlara rehberlik edebilmeleri, öncelikle şu soruları nasıl yanıtladıklarına bağlıdır. Çocuğunuzun duygularını tanıyor ve onlara saygı duyuyor musunuz? Olumsuz duygu ve çatışmalarla nasıl başa çıkacağını ona gösteriyor musunuz? Yanıtınız net değilse doğru kaynaklardan okumalar yapmanızı ve eğer İhtiyaç duyduğunuzu kabul ediyorsanız ebeveyn danışmanlığı konusunda destek almayı da kabul etmenizi öneririz. Şunu da hatırda tutmak gerekir ki tüm yetkinliğinize ve çabanıza rağmen öfkeyle ve saldırgan tepkilerle başa çıkmakta zorluk çekiyor olabilirsiniz. Çocuk, biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla biyogenetik olarak yaşanılan tıbbi bir sorunla da karşı karşıya olabilirsiniz. Özellikle çocuklar söz konusu olduğunda görmezden gelmek ve geçer diye beklemek, bizi çözülmesi daha güç sorunlarla karşı karşıya bırakabilir.

Be the first to comment

Leave a Reply

Your email address will not be published.


*